20100317

Anksiyete

Yaşayana kadar bilemeyeceğiniz rezilliklerinden biridir hayatın.

Nefes aldırmaz insana. En kötü senaryoları yazar, tüm kahramanları öldürür, altına imzanızı atarsınız. Sonra o senaryoyu yüzlerce kez gözlerinizin önünden geçirirsiniz. İnanmaya başlarsınız kendi yarattığınız şeylere. Çok korkarsınız. Ölesiye korkmaktan, delirmekten, ölmekten. Arkasından fiziksel tepkime başlar. Çarpıntı, sıkışma, titreme, ellerin buz kesmesi, karın ağrısı, bulantı... Ama o bulantı insanı yaşarken öldürür. Hiç kesilmez çünkü, her an içinizi kemiren kaygıyı hatırlatır. İçinde bulunduğunuz bu korkunç şey -her neyse- bitsin istersiniz. Her şeyden vazgeçebilecekmişsiniz gibi gelir. Ama düşününce onun gerçekten de sizi her şeyden vazgeçirmeden durmayacağını anlarsınız: yemekten, uyumaktan, evden dışarı çıkmaktan, yaşamaktan.

İnsanlar histerik konuşmalarınızı, "ya..." ile başlayan klasik panik cümlelerinizi dinlesin, teselli versin istersiniz. Oysa herkesin kendi dertleri var. Kimsenin anlayamadığı bir ruh haline ayıracak vakti de, sabrı da yok.

Keşke herkes 10 dakika boyunca o berbat hissi yaşasa. O zaman belki psikolojik rahatsızlıklara zırva gözüyle bakanlar, pek çok fiziksel hastalıktan daha beter bir şeyle karşı karşıya olduklarını anlarlar.

0 yorum:

Yorum Gönder

 

Blog Template by YummyLolly.com